1) Hipnoz, tedavi amacıyla kullanıldığında “hipnoterapi” adını alır ve hipnoterapi adı altındaki çalışmaları sadece hekim, diş hekimi ve klinik psikologlar uygulamalıdır.
2) Hekimler, diş hekimleri ve klinik psikologlar da hipnoz ve hipnoterapiyi sadece kendi uzmanlık alanları içinde uygulamalıdırlar.
3) Hipnoz bir eğlence aracı değildir ve gösteri amacıyla kullanılması uygun değildir.
4) Eğlence veya gösteri amaçlı olarak televizyonda, sahnede veya topluluklar önünde bireysel veya toplu hipnoz uygulamaları yapılmamalıdır.
5) Hipnozu veya hipnoz uygulayanları tanıtmak, hastalıkların tedavisindeki yeri ve önemini göstermek amacıyla bile olsa hipnoz uygulamalarının seyirci önünde yapılması uygun değildir.
6) Kitle iletişim araçlarında, web sitelerinde, çeşitli amaçlarla hazırlanmış broşür ya da kitaplarda, haber veya tanıtım programlarında hipnoz uygulanan kişinin yazılı izni olmadan kesinlikle hipnoz uygulamalarına ait görüntü veya fotoğraflara yer verilemez.
7) Hipnoz uygulayanların hipnoz uygulamaları sırasında hastanın başka bir uygulayıcının telkinlerini kabul etmeyeceği, başka bir uygulayıcının telkinlerinden yarar görmeyeceği şeklinde hipnoz sonrasına yönelik telkinler vermeleri kesinlikle etik ve ahlak dışıdır.
8) Hipnoz uygulayıcıları, hastalarına kendi ekonomik, sosyal yarar veya çıkarları doğrultusunda telkinler veremezler.
https://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/05/hypnosis-4041582_1280.jpg8531280Gökhan Göksünlühttps://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/06/gg-1-1030x317.pngGökhan Göksünlü2024-05-18 19:21:232025-06-19 21:53:33HİPNOZ ve HİPNOTERAPİ ETİK KURALLARI
Uçuş korkusu olan bireylerin çoğu; detaycı, mükemmeliyetçi, kontrollü, telaşlı ve sabırsız bireylerdir. Kontrolün kendi ellerinde olmasını istedikleri için de uçağa binmeyi tercih etmezler. Bu korkusu olan çoğu kişi günlük hayatlarında cesaretli insanlardır. Uçak korkusu cinsiyet, yaş, meslek ayırmadan toplumun her kesiminde görülebilir.
Uçuş korkusu olan kişiler; uçağın düşeceğini ve öleceklerini düşünürler. Uçmak insana özgü bir durum olmadığı için bilinçaltımız uçuş sırasında kaygı oluşturabilir. Kontrolün kişinin elinde olmaması da kaygı oluşturan bir durumdur.
Uçuş korkusu çocukluk yaşantılarında öğrenilmiş olabilir. Kişi çocukluğunda çevresindeki kişilerin uçaktan korktuğunu gözlemlediyse veya konuşmalarını dinlediyse korkusu oluşmuş olabilir.
Çocukluğunda oyun oynarken yüksek bir yerden atladıktan sonra düşen bireyde yetişkin olduğunda uçuş korkusu oluşabilir.
Birey uçakla ilgili yaşadığı olumsuz deneyimler sonucunda da uçağa binmekten korkuyor olabilir. Örneğin uçak kazası geçirmiş, kötü bir seyahat yaşamış, türbülansa girmiş olabilir.
Filmlerde seyredilen uçak kazaları da uçuş korkusunu pekiştirebilir.
Uçuş korkusu yaşamda engellere sebep olabilir. Örneğin farklı ülkelere seyahat yapamamak ya da iş seyahatleri yapamamak gibi.
Hipnoterapi ile uçuş korkusuna sebep olan olay bilinçaltı düzeyde ortaya çıkarılarak anlamlandılır ve çözümlenir. Geçmişe dair herhangi bir olay bulunmuyorsa telkinlerle çözümlenir. Duygularımız kat kattır, dış kısımdan derine indikçe insanın içine ulaşılır. Derindeki duygulara ulaşılıp birey rahatlatıldığında, korkular ruhumuzu ve bedenimizi terk eder.
Ülkemizi ve tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüsü, bir çok endişeyi de beraberinde getirdi.
‘Boğazım gıcıklandı corona mı oldum?’
‘Biraz ateşim var gibi corona mı oldum acaba?’
‘Ya corona olursam?’
‘Ya sevdiklerime bir şey olursa?’
gibi haklı olarak sorulan bir çok soruda, Kaygı, Panik ve Korkuyu arttırmakta ve fiziksel sağlığımızı korurken ruhsal sağlığımızı tehlikeye atmaktadır. Özellikle televizyonlarda ve sosyal medya da sırf konuşmak için konuşan insanlar yüzünden oluşan bilgi kirliliği ve asılsız haberlerin yayılmasıyla birlikte bu “azı karar çoğu zarar” duygularda bir hayli artmakta ve bireylerin psikolojik sağlığını travmatik yönde etkilemektedir.
Dostlarım unutmayınız ki; şu an Çin’de olduğu gibi biz de bu süreci hep birlikte atlatacağız! fakat duygu ve davranışlarımızı işlevsel olmayan bir noktaya getirirsek, inatçı psikolojik travmalara maruz kalabiliriz.
Bu sebeple;
‘KoronaFobi’den korunmanın yollarını ve olası psikolojik hasarı önleyebilmek ve varolan duygu ve davranışlarımızı işlevsel düzeyde tutabilmek için bazı önerilerimi aşağıda sıraladım;
‘İzlediğiniz haberler ve takip ettiğiniz kişiler, kaygı ve korkularınızın kaynağı olmasın.’ Lütfen yalnızca güvenilirliği ve yetkinliği olan kaynakları takip edin.
‘Panik Virüs’ ü ‘Corona’ dan daha hızlı yayılır. Bu sebeple sizde kaygı ve paniğe yol açan durumları ve kişileri tespit edip, gerekirse bu süreçte mesafe koymaktan çekinmeyin.
Zihninizde panik ve kaygı yaratan sorularınızın cevaplarını, felaket senoryalarıyla ve asılsız haberlerle dolu Whatsapp gruplarında değil, o konuda yetkin kişilerde arayın ve gerekirse bir uzmandan ‘profesyonel online destek’ almaktan çekinmeyin. Unutmayın; belirsizlik kaygı yaratır.
‘İnsanı sadece bilinmeyen korkutur.’ Bu yüzden kendinizi, ailenizi ve çevrenizi sosyal sorumluluk kapsamında, süreç hakkında doğru ve net bilgilerle donatın.
İzole zamanları fırsata çevirin; uzun zamandır ertelediğiniz işleri yapın, kitap okuma-dinleme etkinlikleri düzenleyin, evde spor yapın (depresyona iyi gelir), eğlenceli videolar-skeçler izleyin ve bu süreç yeni bir dil öğrenmek için bir fırsat olabilir.
Yönetemediğiniz kaygılı ve panik haliniz, çocuklarınızın üzerinde travma yaratabilir ve geleceklerini olumsuz yönde etkileyebilir. O yüzden; çocuklarınızın yanında felaket senaryoları türetmeyin ve onlara bu durumu yaşlarına uygun bir biçimde aktarın. Aktarırken doğru ve net ifadeler kullanın.
Bu zorlu süreçte fiziksel sağlığımız kadar psikolojik sağlığımızı da korumanın ne denli önemli olduğunu unutmayalım. Tüm bunları yapabilmek içinde; Oto-hipnoz, meditasyon, yoga ve mindfulness gibi zihinsel pratiklerden yararlanabilirsiniz.
Unutmayın; hiçbir virüs, alacağımız tedbirlerden daha güçlü değildir…
Hep birlikte sağlıklı günlere kavuşabilmek için; #evdekalTürkiye’m!
https://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/05/1.png10801080Gökhan Göksünlühttps://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/06/gg-1-1030x317.pngGökhan Göksünlü2024-05-18 19:06:552026-10-03 00:16:16KoronaFobi’den Korunmanın Yolları
‘’ Çalışıyorum ama dikkatimi veremiyorum”, “Beynimin içinden başarısız olabilme ihtimalini atamıyorum.” “Nefesim daralıyor, başım ağrıyor midem yanıyor,” “Sinirliyim, ellerim terliyor”, “Gece rahat uyuyamıyorum.” “Her şeyi birbirine karıştıracakmışım gibi geliyor” ,“Çok heyecanlanıyorum.” Diyorsa bir öğrenci, sınav kaygı virüsü bulaşmıştır diyebiliriz. Bu virüs temizlenmeden kişinin kapasitesini sınavda kullanabilmesi çok zorlaşır. Virüs bulaşmış bilgisayarların performansının düşmesi, kilitlenmesi veya komutalara saçma sapan yanıt vermesi gibi bir durum meydana gelir. Düşüncelerini olumlu düşünmeye yönlendiremeyen ve duygularına söz geçiremeyen öğrenci istemediği sonucu alacağına kendini inandırıp, alisine ve arkadaşlarına duyacağı mahcubiyeti düşünerek yaşamdan kopma gibi felaket senaryoları üreterek eyleme geçirebilir.
Öğrencinin abartılı ve kontrolsüz heyecanına hipnoz kısa zamanda yüzünü güldürecek sonuçlar verir. Sorun bilgi değil bilginin aktarımında sistemin aşırı stresle yüklenmesi sonucu kilitlenmesi olduğu için bu stres kalktığında başarı da beraberinde gelir.
https://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/05/sayfa-sinav-kaygisi-heyecani-yenme.jpg450750Gökhan Göksünlühttps://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/06/gg-1-1030x317.pngGökhan Göksünlü2024-05-18 19:05:482026-10-03 00:16:48Sınav Kaygısına Son !
Öncelikle bilinç yükselmesi ne anlama geliyor bunu kısaca açıklamak isterim. Hipnotik trans halindeyken sanılanın aksine algılarınız normalden çok daha açık olur bu nedenle beynimizin öğrenme düşünme gibi fonksiyonlarını yerine getiren kısmı (Frontal Lob /Prefrontal Korteks ) algılar normalinden yüksek olduğu için genişler ve büyür bu nedenle bilinç yükselmesi yaşanır.
PEKİ BİLİNCİN YÜKSELDİKÇE NELER OLUR….?
•Bilinci Henüz Senin Kadar Yükselmemiş Olanların Konuşmaları Sana Eski Tadı Vermemeye Başlar…
•Kendin Gibi Olan İnsanları Arar Ve Onlarla Bir Şekilde Karşılaşmaya Yeni Dostluklar Oluşturmaya Başlarsın…
•Sana söylenen şeyleri olduğu gibi doğru kabul etmek yerine sorgulamaya başlarsın…
•Korkuların ve fobilerin üstesinden gelmeye başlarsın…
•Eskiden Zoraki Yaptığın Şeyleri Artık Yapmaya Mecbur Hissetmezsin…
•Hayatta Gerçekten Yaşamak İstediğin Gibi Yaşayıp Yaşamadığını Sorgulamaya Başlarsın…
•Gerçekten Ne Yapmak Sana Heyecan Veriyorsa Onun Peşine Düşersin.
•Olumsuzluklar Seni Eskisi Kadar Üzmez Olur…
•Kötü Giden Şeylere dertlenmek Yerine Çözüm Bulmaya Odaklı Olursun…
•Etrafta Sıkıntı Veren Şeyler Seni Etkilemez…
•Gelecek İçin Kaygılanmazsın…
•Başına Kötü Birşey Geldiğinde Eskiden Olduğu Kadar Üzülmezsin…
•Birisi Sana Hakaret Ettiğinde, Bağırdığında Etkilenmez Ve Aynı Şekilde Tepki Verme İhtiyacı Duymazsın…
•Birisi Seni Haksız Yere Suçladığında Kendini Savunma İhtiyacı Duymazsın.
•İltifatlar’da Seni Eskisi Gibi Etkilemez ve Onaylanma-Takdir Edilme İhtiyacı Hissetmezsin…
•Birilerine Bir Şeyleri İspat Etme İsteğin Ve Çaban Biter…
•Seni Rahatsız Eden Zihin Konuşmaları Gitgide Azalır Ve Zor Duyulur Hale Gelir…
•Öfke Ya’da Üzüntü Gibi Duygular Ara Sıra Gelir Ama Senin Üzerindeki Etkileri Dakikalar İçinde Geçer Üzerine Yapışmaz Ve Seni Günlerce Rahatsız Edemezler…
•Diğer İnsanların Zenginliğini Kıskanmazsın…
•İnsanların Senin Hakkında Ne Düşüneceklerini Umursamazsın…
•İnsanları Kategorilere Ayırmazsın Ve Herkese Aynı Davranırsın…
•Yapılan Hataları Çok Çabuk Affedersin…
•Dışarıda Ne Olursa Olsun İçinde Sebepsiz Bir Sevinç Olur…
•Her Yerde Ve Herkesin Yanında Kendin Gibi Olursun.
•Herkesin İçinde Aynı Öz’ün Parçası Olduğunu Fark Etmeye Başlarsın…
•Dünya Bir Oyun Alanı Gibi Gelmeye Başlar. İçinde Sürekli Hissettiğin Huzuru Kimse Bozamaz..
Öfke doğal bir duygudur. Sorun, öfkenin ortaya çıkması değil; kişinin yaşadığı olayla verdiği tepki arasındaki dengeyi kaybetmesi ve öfkenin davranışlarını yönetmeye başlamasıdır.
Öfke kontrol problemi her zaman sürekli bağırmak veya kavga etmek şeklinde görülmez. Bazen kişi dışarıdan sakin görünürken içinde yoğun bir gerilim biriktirir ve küçük bir olayda beklenmedik şekilde patlayabilir.
Günlük hayatta şu durumlar sık görülebilir:
Küçük bir olayda normalden çok daha büyük tepki vermek
Eşine, çocuğuna veya yakınlarına istemediği kadar sert çıkmak
Sesini yükselttikten birkaç dakika sonra pişman olmak
Tartışma sırasında söylediği sözleri sonradan geri almak istemek
Kapı çarpmak, eşyaya vurmak veya bir şeyi fırlatma isteği yaşamak
Trafikte yapılan küçük bir hataya aşırı öfkelenmek
Birinin sözünü, bakışını veya davranışını hemen saygısızlık olarak yorumlamak
Eleştirildiğinde kendisini saldırıya uğramış gibi hissetmek
Bekletilmeye veya işlerin istediği gibi gitmemesine tahammül edememek
Evde çok küçük şeylerin bile sinir bozucu gelmeye başlaması
Çocukların sesi, dağınıklık veya tekrar eden sorular karşısında bir anda patlamak
Tartışmada haklı olduğunu kanıtlamadan sakinleşememek
Öfkelendiğinde mesaj veya telefonla hemen tepki verip sonradan pişman olmak
Öfke geçtikten sonra yoğun suçluluk yaşamak
“Bir daha böyle yapmayacağım” deyip benzer durumda tekrar aynı tepkiyi vermek
Bazı kişiler öfkesini dışarıya çok az gösterir fakat günlerce küser, iletişimi keser, içine atar veya yaşanan olayı tekrar tekrar düşünür. Bu da öfkenin farklı bir ifade biçimi olabilir.
En karakteristik durumlardan biri ise şudur:
Kişi öfkeli olmadığı zaman yaptığı davranışın yanlış olduğunu çok net görebilir; fakat öfke geldiği anda bildiği her şeyi uygulamakta zorlanır.
“Biliyorum, kendimi tutmam gerekiyor ama o an gözüm hiçbir şey görmüyor.”
Öfke kontrol problemi yaşayan birçok insanın tarif ettiği durum tam olarak budur.
Öfkenin Altında Gerçekte Ne Olabilir?
Öfke çoğu zaman görünen duygudur. Altında ise bambaşka duygular ve geçmiş deneyimler bulunabilir.
Bir kişi kendisini değersiz hissettiğinde öfkelenebilir. Başka biri kontrolü kaybettiğini hissettiğinde sertleşebilir. Bazı kişilerde eleştirilmek, reddedilmek, önemsenmemek veya haksızlığa uğramak geçmiş deneyimlerle bağlantılı çok güçlü bir tepki oluşturabilir.
Örneğin geçmişte sürekli küçümsenmiş biri bugün küçük bir eleştiriyi bile “Yine beni aşağılıyorlar” şeklinde algılayabilir.
Çocukluğunda kendisini sürekli savunmak zorunda kalan biri, yetişkinlikte karşısındaki kişinin niyeti saldırgan olmasa bile kendisini korumak için hızla öfkelenebilir.
Bazı kişilerde ise yıllarca bastırılan kırgınlık, stres, sorumluluk ve tükenmişlik birikir. Sonunda gerçek sebep büyük olmadığı halde küçük olaylar bu birikmiş yükün çıkış noktası haline gelir.
Yani bazen öfke problemin kendisi değil, altta bulunan başka bir duygunun dışarıya çıkan sonucudur.
Hipnoz ile Öfke Kontrolü Nasıl Güçlendirilir?
Hipnoz, öncelikle kişinin bedensel ve zihinsel gerginliğinin azalmasını desteklerken; öfkeyi başlatan otomatik tehdit algıları, geçmiş deneyimler, bilinçaltı bağlantılar ve öğrenilmiş tepki kalıpları üzerinde daha yoğun çalışmaya imkân sağlayabilir.
Çalışmada yalnızca “sinirlenme, sakin ol” şeklinde yüzeysel telkinlere odaklanılmaz. Kişinin hangi durumlarda neden bu kadar güçlü tepki verdiği ve bu tepkinin altında hangi duygunun bulunduğu ele alınabilir.
Örneğin;
“Bana saygısızlık yapılıyor.”
“Beni önemsemiyorlar.”
“Kontrolü kaybediyorum.”
“Kendimi savunmazsam ezilirim.”
“Benim dediğim olmazsa kötü bir şey olacak.”
gibi otomatik anlamlandırmalar öfkenin birkaç saniye içerisinde yükselmesine neden olabilir.
Hipnoz ve bilinçaltı odaklı çalışmalarda bu bağlantıların yeniden değerlendirilmesi, geçmişte gerekli olmuş ancak bugün kişiye zarar veren savunma tepkilerinin gücünün azaltılması hedeflenebilir.
Aynı zamanda öfkeyi hissetmekle öfkeye göre davranmak arasındaki mesafenin büyütülmesi üzerinde çalışılır. Böylece kişinin tetiklendiğinde hemen bağırmak, kırıcı konuşmak veya dürtüsel davranmak yerine önce durabilmesi ve nasıl tepki vereceğini seçebilmesi kolaylaşabilir.
Bu değişim geliştikçe amaç kişinin hiç öfkelenmemesi değildir. Öfkenin şiddetini daha iyi yönetebilmek, daha hızlı sakinleşebilmek, sonradan pişman olunacak davranışları azaltmak ve kişinin öfkesinin değil kendi kararlarının kontrolünde hareket edebilmesi hedeflenir.
Öfke yıllardır aynı şekilde yaşanıyor olsa bile öğrenilmiş tepki kalıpları değişebilir. Gerçek kontrol, öfkeyi bastırmak değil; öfke geldiğinde davranışınızı yine sizin seçebilmenizdir.
Yasal Uyarı: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, tedavi veya psikoterapi hizmeti niteliği taşımaz ve bunların yerine geçmez. Fiziksel, psikolojik veya nörolojik rahatsızlıklarda öncelikle ilgili sağlık profesyoneline başvurulmalıdır. Hipnozun tıbbi ve klinik amaçlarla uygulanması; yürürlükteki mevzuat kapsamında gerekli mesleki yetkiye ve Sağlık Bakanlığı onaylı sertifikaya sahip tabip, diş tabibi veya klinik psikologlarla sınırlıdır. Bu sayfadaki bilgiler reklam, yönlendirme, kesin sonuç vaadi veya taahhüt niteliği taşımaz.
https://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2024/05/Hipnoz-ile-Ofke-Kontrolu.png10861448Gökhan Göksünlühttps://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/06/gg-1-1030x317.pngGökhan Göksünlü2024-05-18 19:04:102026-10-03 00:17:19Hipnoz ile Öfke Kontrolü
Sigara zaman içerisinde yalnızca nikotin alınan bir ürün olmaktan çıkar; günlük hayatın birçok anıyla, duyguyla ve davranışla eşleşmeye başlayabilir.
Sabah kahvesi sigarayı çağırabilir. Yemekten sonra sigara bir tamamlanma hissine dönüşebilir. Yoğun bir işin ardından yakılan sigara “şimdi dinlenebilirim” anlamı taşıyabilir. Stresli veya öfkeli bir anda ise birkaç dakikalığına ortamdan uzaklaşmanın yolu haline gelebilir.
Bu nedenle bazı kişiler sigarayı bırakmayı gerçekten istediği halde belirli anlarda yeniden güçlü bir içme isteği yaşayabilir.
Günlük hayatta fark edilmeyen bazı bağlantılar şunlar olabilir:
Kahve içmenin otomatik olarak sigarayı hatırlatması
Yemek sonrasında sigara içmeden öğünün tamamlanmamış hissedilmesi
İş arasında sigaranın aslında mola verme iznine dönüşmesi
Stres yaşandığında birkaç dakika yalnız kalmak için sigaraya çıkılması
Öfke veya gerginlik sırasında sigaranın sakinleşme aracı olarak kullanılması
Araç kullanırken sigaranın yolculuğun bir parçası haline gelmesi
Telefonla konuşurken elin otomatik olarak sigaraya gitmesi
Can sıkıntısında sigaranın boşluğu dolduran bir uğraşa dönüşmesi
Yoğun bir işi bitirdikten sonra sigaranın ödül gibi kullanılması
Kendine ayrılan birkaç dakikalık zamanın sigarayla özdeşleşmesi
Zor bir konuşma veya olay sonrasında sigaranın rahatlama hissi vermesi
Bazı kişiler burada önemli bir şeyi fark eder:
Aslında ihtiyaç duyulan şey her zaman sigaranın kendisi olmayabilir.
Bazen ihtiyaç mola vermektir. Bazen rahatlamaktır. Bazen ortamdan uzaklaşmak, kendine alan açmak, bir boşluğu doldurmak veya kendini ödüllendirmektir.
Sigara yalnızca bütün bunların yıllar içerisinde öğrenilmiş aracı haline gelmiş olabilir.
Bu bağlantılar tekrarlandıkça bilinçaltında güçlü alışkanlık kalıpları oluşabilir. Kişi bilinçli olarak “Sigara içmek istemiyorum” derken, belirli bir duygu veya ortam eski davranışı otomatik olarak yeniden başlatabilir.
Hipnoz ile Sigara Nasıl Bırakılır?
Sigara çoğu zaman görünen sonuçtur. Daha kalıcı bir özgürlük için sigarayı ortaya çıkaran ve devam ettiren nedenlerin de ele alınması önemlidir.
Hipnoz, kişinin sigara isteğini ve gerginliğini yönetmesini desteklerken; sigarayla yıllar içerisinde kurulmuş bilinçaltı bağların, alışkanlık kalıplarının ve otomatik davranışların üzerinde daha yoğun çalışmaya imkân sağlayabilir.
Hipnotik çalışmalarda kişinin sigarayla kurduğu özel bağlantılar belirlenebilir. Kahve ile sigara arasındaki bağ, yemekten sonraki otomatik istek, stres anında sigaraya yönelme, sigarayı ödül olarak görme veya “sigara olmadan rahatlayamam” düşüncesi ayrı ayrı ele alınabilir.
Sigaranın bilinçaltında taşıdığı;
“Beni rahatlatıyor.” “Stresimi azaltıyor.” “Sigara benim molam.” “Onsuz eksik hissederim.” “Bir tane içsem bir şey olmaz.”
gibi anlamların yeniden yapılandırılması hedeflenir.
Böylece kişi yalnızca sigara içmemek için kendisini zorlayan bir mücadeleye girmek yerine, sigarayı gerekli hissettiren bağlardan da uzaklaşmaya başlayabilir.
Kahvenin yalnızca kahve olarak kalması, stresin sigarasız yönetilebilmesi, mola vermek için sigaraya ihtiyaç duyulmaması ve sosyal ortamda sigaranın eksikliğinin hissedilmemesi hedeflenen değişimin önemli parçalarıdır.
Hipnoz ve bilinçaltı odaklı çalışmaların temel amacı kişinin her gün sigarayla savaşması değil; sigaranın zihindeki önemini kaybetmesi, eski otomatik bağların zayıflaması ve sigarasız yaşamın giderek daha doğal hale gelmesidir.
Gerçek özgürlük de burada başlar: sigarayı istemeye devam edip kendini sürekli tutmak yerine, sigaranın hayatınızdaki eski anlamını kaybetmesi.
Yasal Uyarı: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, tedavi veya psikoterapi hizmeti niteliği taşımaz ve bunların yerine geçmez. Fiziksel, psikolojik veya nörolojik rahatsızlıklarda öncelikle ilgili sağlık profesyoneline başvurulmalıdır. Hipnozun tıbbi ve klinik amaçlarla uygulanması; yürürlükteki mevzuat kapsamında gerekli mesleki yetkiye ve Sağlık Bakanlığı onaylı sertifikaya sahip tabip, diş tabibi veya klinik psikologlarla sınırlıdır. Bu sayfadaki bilgiler reklam, yönlendirme, kesin sonuç vaadi veya taahhüt niteliği taşımaz.
https://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2024/05/hipnoz-ile-sigara-birakma.webp6301200Gökhan Göksünlühttps://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/06/gg-1-1030x317.pngGökhan Göksünlü2024-05-18 19:03:072026-10-03 00:19:59Hipnoz ile Sigara Bırakma
Erteleme, kişinin yapması gereken işi bildiği halde harekete geçmekte zorlanması veya daha kolay ve kısa süreli rahatlama sağlayan başka işlere yönelmesidir.
Kişi çoğu zaman isteksiz veya tembel değildir. Hatta yapması gereken işi gün boyunca zihninde taşıyabilir. Sorun, bilmekle harekete geçmek arasındaki mesafenin giderek büyümesidir.
Günlük hayatta şu durumlar sık görülebilir:
Yapılması gereken işin başına oturup bir türlü başlayamamak
“Saat başı başlayacağım” deyip saatin geçmesini beklemek
Çalışmaya başlamadan önce masa toplamak, kahve hazırlamak veya gereksiz hazırlıklarla vakit geçirmek
Bir işi yapmak yerine onun nasıl yapılacağıyla ilgili saatlerce araştırma yapmak
Plan, ajanda ve yapılacaklar listesi hazırlayıp uygulamaya geçememek
Önemli bir işi düşünürken bir anda telefon, sosyal medya veya başka küçük işlere yönelmek
Son teslim tarihi yaklaşana kadar işe başlayamamak
Baskı arttığında birkaç saatte günlerdir yapılmayan işi tamamlamak
Mükemmel yapamayacağını düşündüğü bir işe hiç başlamamak
Başladığı işi yarıda bırakıp yeni bir işe geçmek
Küçük bir işi zihninde büyütüp olduğundan çok daha zor hale getirmek
“Yarın kesin başlayacağım” düşüncesini sürekli tekrarlamak
Erteledikçe suçluluk yaşayıp bu suçluluk nedeniyle daha da kaçınmak
Boş zamanı olduğu halde yapması gereken işe başlayamayıp günün nasıl geçtiğini anlamamak
“Yapmam gerektiğini biliyorum. Hatta yapmadığım için kendime kızıyorum ama yine de başlayamıyorum.”
Araştırmalar da ertelemenin yalnızca zaman yönetimiyle açıklanamadığını; zor, sıkıcı veya kaygı yaratan görevlerin oluşturduğu olumsuz duygulardan kısa süreli kaçınmanın önemli bir rol oynayabildiğini gösteriyor.
İnsan Neden Sürekli Erteler?
Erteleme çoğu zaman görünen davranıştır. Aynı davranışın altında farklı kişilerde tamamen farklı nedenler bulunabilir.
Bazı kişiler başarısız olmaktan korktuğu için başlamaz. Bazıları işi mükemmel yapmak istediği için doğru zamanı bekler. Bazıları yapılacak işi o kadar büyütür ki ilk adımı atmak bile yorucu hale gelir.
Bazen de kişi farkında olmadan şu bağlantıları geliştirmiş olabilir:
“Son dakikada daha iyi çalışıyorum.”
“Tam hazır olmadan başlamamalıyım.”
“Mükemmel olmayacaksa yapmanın anlamı yok.”
“Biraz rahatlayayım, sonra başlarım.”
“Şu an içimden gelmiyor.”
Telefonu eline almak, başka bir işle uğraşmak veya işi yarına bırakmak o anda kısa süreli rahatlama sağlar. Zihin de bu rahatlamayı öğrenerek bir sonraki zor görevde aynı kaçınma davranışını tekrar edebilir.
Özellikle mükemmeliyetçilik, dikkat yönetimi sorunları ve kişinin kendi performansına yönelik aşırı eleştirel yaklaşımı erteleme davranışını daha da güçlendirebilir. Mükemmeliyetçilik ile erteleme arasındaki ilişki de güncel araştırmalarda öz-düzenleme açısından ele alınıyor.
Hipnoz ile Erteleme Sorunu Nasıl Çözülür?
Erteleme bir sonuçsa, kalıcı değişim için kişiyi harekete geçmekten alıkoyan asıl nedenlerle ilgilenmek gerekir.
Hipnoz kişinin zihinsel gerginliğinin azalmasını ve dikkatini daha kontrollü biçimde yönlendirmesini desteklerken; erteleme davranışını sürdüren başarısızlık korkusu, mükemmeliyetçilik, kaçınma alışkanlıkları, otomatik düşünceler ve bilinçaltı bağlantılar üzerinde daha yoğun çalışmaya imkân sağlayabilir.
Hipnotik çalışmalarda öncelikle kişinin hangi noktada durduğu belirlenebilir.
Bazı kişiler işe hiç başlayamaz. Bazıları başlar fakat sürdüremez. Bazıları yalnızca son dakika baskısı oluştuğunda harekete geçebilir. Bazıları ise işi yapmaktan çok kötü sonuç alma veya yeterince iyi yapamama düşüncesinden kaçınır.
Bu farklı nedenlere göre;
“Başlamak zor.”
“Sonra yaparım.”
“Mükemmel olmalı.”
“Yapamazsam kötü hissederim.”
“Baskı olmadan çalışamıyorum.”
gibi yerleşmiş kalıpların gücünün azaltılması ve düşünmekten eyleme geçişin kolaylaştırılması hedeflenebilir.
Hipnoz sırasında yapılacak işe başlama, görevi küçük adımlara bölme, dikkati görev üzerinde tutma ve işi tamamlamanın oluşturduğu olumlu hissi zihinsel olarak pekiştiren çalışmalar da kullanılabilir.
Amaç kişinin her gün kendisini zorlayarak iradesiyle savaşması değil; başlamanın daha doğal hale gelmesi, zor görevlerden otomatik olarak kaçınma ihtiyacının azalması ve harekete geçme davranışının güçlenmesidir.
Değişim geliştikçe kişi günlerce düşündüğü işi daha kolay başlatabilir, son dakika baskısına ihtiyaç duymadan ilerleyebilir ve “yapmam lazım” diye düşünmek yerine gerçekten yapmaya başlayabilir.
Yasal Uyarı: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, tedavi veya psikoterapi hizmeti niteliği taşımaz ve bunların yerine geçmez. Fiziksel, psikolojik veya nörolojik rahatsızlıklarda öncelikle ilgili sağlık profesyoneline başvurulmalıdır. Hipnozun tıbbi ve klinik amaçlarla uygulanması; yürürlükteki mevzuat kapsamında gerekli mesleki yetkiye ve Sağlık Bakanlığı onaylı sertifikaya sahip tabip, diş tabibi veya klinik psikologlarla sınırlıdır. Bu sayfadaki bilgiler reklam, yönlendirme, kesin sonuç vaadi veya taahhüt niteliği taşımaz.
https://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2024/05/Hipnoz-ile-Erteleme-Sorunu.png10861448Gökhan Göksünlühttps://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/06/gg-1-1030x317.pngGökhan Göksünlü2024-05-18 19:02:062026-10-03 00:20:14Hipnoz ile Erteleme ve Harekete Geçememe Sorununun Çözümü
Topluluk Önünde Konuşma; En yaygın kaygı türlerinden birisi olarak işaretlenmektedir. Bu sorunu yaşayan bireyler topluluk önünde konuşma mecburiyeti durumunda çok fazla heyecan, korku, nabız değişiklikleri, titreme, ses değişikliği v.s. gibi engelleyici durumlarla karşılaşır. Beğenilmeme, rezil olma, yargılanma duygusu ile asla oldukları gibi davranamazlar. Bilinçaltı düzeyde soruna sebep olan geçmişe yönelik olumsuz deneyimler tesbit edilir. Yeniden anlamlandırılıp çözüme kavuşturulur. Verilen telkinlerle olayın çözümü kalıcı hale getirilir.
https://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/05/58d3ac1ba781b62ec4d21fe8.jpg315630Gökhan Göksünlühttps://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/06/gg-1-1030x317.pngGökhan Göksünlü2024-05-18 19:01:042026-10-03 00:20:28Topluluk Önünde Konuşma Korkusu
Kilo vermek çoğu zaman yalnızca ne yenildiğiyle ilgili değildir. Kişi hangi yiyeceklerin kilo aldırdığını bilir, defalarca diyete başlayabilir ve gerçekten kilo vermek isteyebilir. Buna rağmen bir süre sonra eski yeme davranışlarına yeniden dönebilir.
Çünkü yemek zaman içerisinde yalnızca açlığı gidermenin ötesinde farklı anlamlar kazanabilir.
Bazı kişiler stresli olduğunda tatlıya yönelir. Bazıları gün boyunca kendisini kontrol edip akşam eve geldiğinde yemeyi durdurmakta zorlanır. Bazıları canı sıkıldığında mutfağa gider, bazıları ise zor geçen bir günün ardından yemeği kendisine verdiği ödül haline getirir.
Fark edilmeden oluşabilen bazı davranışlar şunlardır:
Tok olduğu halde televizyon karşısında bir şeyler yemek
Gün boyunca kontrollü olup akşam saatlerinde yeme isteğinin artması
Birkaç gün diyet yaptıktan sonra “Bir kere bozdum, artık fark etmez” diyerek devam etmek
Yemekten sonra mutlaka tatlı ihtiyacı hissetmek
Yalnız kaldığında daha fazla yemek
Bir işi tamamladıktan sonra kendisini yiyecekle ödüllendirmek
Üzgün veya moralsiz olduğunda yemekle rahatlamaya çalışmak
Aç olmadığı halde sürekli atıştıracak bir şey aramak
Gece herkes uyuduktan sonra yemek istemek
Kilo verdikten sonra eski düzene dönüp yeniden kilo almak
Bazen kişi burada önemli bir şeyi fark eder:
Aslında beden aç değildir; başka bir ihtiyaç yemek üzerinden karşılanmaktadır.
Duygusal Açlık ve Kontrolsüz Yeme
Duygusal açlıkta yemek; stresin azalması, boşluğun doldurulması, rahatlama, ödüllendirilme veya zor bir duygudan kısa süreliğine uzaklaşma aracı haline gelebilir.
Örneğin kişi yoğun bir günün ardından:
“Bugün bunu hak ettim.”
diye düşünebilir.
Bir tartışmadan sonra tatlıya yönelebilir. Kendini yalnız hissettiğinde yemek yiyebilir. Akşam sessizlik başladığında gün boyunca bastırdığı duygularla birlikte yeme isteği de artabilir.
Yemek bu şekilde tekrar tekrar rahatlamayla eşleştiğinde bilinçaltında güçlü bağlantılar oluşabilir.
Bazen geçmiş deneyimler ve duygusal yükler de mevcut kilonun korunmasına veya yeme davranışının devam etmesine katkıda bulunabilir. Bu nedenle iki kişi aynı diyeti uygulasa bile yeme davranışını sürdüren nedenler birbirinden tamamen farklı olabilir.
Kilo görünen sonuçtur. Kalıcı değişim için kiloyu oluşturan ve mevcut yeme düzenini sürdüren nedenlerin de ele alınması gerekir.
Hipnoz ile Kilo Verme ve Yeme Davranışını Düzenleme
Hipnoz, kişinin yeme isteğini daha rahat yönetmesini ve bedensel-zihinsel sakinliğini desteklerken; yeme davranışını sürdüren bilinçaltı bağların, duygusal tetikleyicilerin ve alışkanlık kalıplarının daha yoğun biçimde ele alınmasına imkân sağlayabilir.
Hipnotik çalışmalarda kişinin neden ve hangi anlarda yemek istediği üzerinde durulur.
Yemek; rahatlama, ödüllendirilme, stres boşaltma, yalnızlığı bastırma, kendine zaman ayırma, güven hissetme veya zor duygulardan uzaklaşma aracı haline gelmiş olabilir.
Bu bağlantılar kişinin yaşam öyküsüne göre ele alınarak;
“Tatlı yediğimde rahatlıyorum.” “Akşam kendimi tutamıyorum.” “Üzgünken yemek bana iyi geliyor.” “Bugün çok yoruldum, bunu hak ettim.” “Bir kere bozdum, artık devam edebilirim.”
gibi otomatik kalıpların gücünün azaltılması hedeflenir.
Yemeği rahatlama veya ödül olarak gerekli hale getiren bilinçaltı kodlamalar değiştikçe kişinin aynı duyguyu yaşadığında otomatik olarak yiyeceğe yönelme ihtiyacı da azalabilir.
Amaç sürekli iradeyle savaşmak değil; açlık ile duygusal ihtiyacı daha kolay ayırabilmek, doyduğunda durabilmek, yemeği hayatın merkezinden çıkarmak ve daha doğal bir yeme düzeni geliştirebilmektir.
Kilo bir sonuçsa, kalıcı değişim de yalnızca tartıdaki rakama değil o sonucu oluşturan nedenlerin değişmesine dayanır. Hipnoz ve bilinçaltı odaklı çalışmalar, uygun beslenme ve sağlık planıyla birlikte bu değişim sürecini destekleyebilir.
Yasal Uyarı: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, tedavi veya psikoterapi hizmeti niteliği taşımaz ve bunların yerine geçmez. Fiziksel, psikolojik veya nörolojik rahatsızlıklarda öncelikle ilgili sağlık profesyoneline başvurulmalıdır. Hipnozun tıbbi ve klinik amaçlarla uygulanması; yürürlükteki mevzuat kapsamında gerekli mesleki yetkiye ve Sağlık Bakanlığı onaylı sertifikaya sahip tabip, diş tabibi veya klinik psikologlarla sınırlıdır. Bu sayfadaki bilgiler reklam, yönlendirme, kesin sonuç vaadi veya taahhüt niteliği taşımaz.
https://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2024/05/hipnoz-ile-kilo-verme.webp6301200Gökhan Göksünlühttps://gokhangoksunlu.com/wp-content/uploads/2025/06/gg-1-1030x317.pngGökhan Göksünlü2024-05-18 18:59:582026-10-03 00:21:03Hipnoz ile Kilo Verme ve Yeme Davranışını Değiştirme