Boşluk Hissi

Çok yoğun, stresli ve duygusal olarak yorucu zamanlardan geçiyorsanız bu hisle karşılaşmanız normaldir. Yaşadığınız bir olay boşluk duygusu hissetmenize sebep olmuş olabilir. Bu, bir ilişkinin sonlandırılması, kayıp ve yas olabileceği gibi iş değiştirme, işini kaybetme, şehir değiştirme, pandemiyle beraber gelen fiziksel uzaklık, yeni koşullar ve engellenmişlikle içinizde geçici bir boşluk hissi uyanabilir. Boşlukta hissetmek bazen bir yalnızlık hissi, hayatınız ve hedefleriniz hakkında kafa karışıklığı veya hayattaki ideallerinizin peşinden gitmek için motivasyonunuzun eksikliği olarak da karşınıza çıkabilir. Ayrıca bazı ruhsal hastalıklar ve kişilik bozukluğu tanısı konmuş kişilerde (özellikle borderline kişilik bozukluğu ve narsistik kişilik bozukluğu) sıkça ve uzun süreli hissedilen bir duygu olarak ortaya çıkar.

Anksiyete (kaygı bozukluğu)

Anksiyete Bozukluğu Belirtileri;

-Kendini gergin, huzursuz, panik halinde hissetmek
-Nefes darlığı, ağız kuruluğu yaşamak,
-Kötü bir şey olacakmış gibi endişeli hal
-Kalp atışlarında yaşanan aşırı hızlanma
-Aşırı terleme
-Ellerde titreme hali
-Odaklanma, konsantrasyon problemleri
-Hazımsızlık sıkıntıları
-Kaygı duymayı tetikleyecek etkilerden kaçınma hali
-Uyku problemleri başlıca semptomlardan sayılabilir.
Yukarıda ki belirtiler en az 4’ü 6 ay süreyle güçlü bir şekilde hissediliyor ve günlük hayatı kısıtlamaya başladıysa Anksiyete Bozukluğu’ndan söz edilebilir.

Hipnoz ile Anksiyete Bozukluğu;

Hipnoz ile Anksiyete’ye neden olan varsa travmayı farklı bir şekilde yorumlanmasını sağlayan yada sorununu kabul etmesini ve bunu çözmesini sağlayabilecek telkinler verilir. Hipnotize edilen hasta bilincini tamamen kaybetmese de bilinçaltına ulaşılmış, bilinçaltı zihin olarak tarif edilebilecek bir durumdadır. Dolayısıyla verilen telkinleri reddetmesi ya da kabullenmemesi söz konusu değildir. Bu nokta da verilen telkinlerin kişinin etik değerleriyle ya da sosyal değerleriyle çelişki olmaması önemlidir. Çünkü bu durumlarda en derin hipnoz durumlarında bile telkinler reddedilir. Kişinin etik ve sosyal değerleriyle çatışmayan telkinler verilmesi ve bunların bilinçaltına düşünce kalıbı olarak yerleşmesi, hastanın belli durumlar karşısında ya da kaygı bozukluğunun hayatının her anında etkili olması durumunda eskiden sergilediği davranışları göstermemesini sağlar. Yani sinirli, kaygılı, korkulu davranışlar sergilemekten kurtulur, normal kabul edilebilecek tepkiler göstermeye başlar. Sonuç olarak hipnoterapinin birçok psikolojik rahatsızlıkta olduğu gibi kaygı bozukluğu söz konusu olduğunda da en etkili, en kısa sürede ve kalıcı sonuçlara ulaşan tedavi yöntemi olduğu söylenebilir.

ÇOCUKLUĞA İNEN MERDİVEN

ÇOCUKLUĞA İNEN MERDİVEN

Pek çok psikolojik sorunun temelinde çocukluktan gelen deneyimlerin olması, bu alanla ilgilenen araştırmacıları çocukluk anılarını ortaya çıkaracak yöntemler aramaya yöneltmiştir.

Serbest çağrışım, hipnoz, veya diğer yöntemler… Klasik psikanalizci yaklaşım, yaşamlarımızda bizi harekete geçiren etkin güçlerin neler olduğunu pek çok yolla araştırmıştır ve bize üzerinde düşünebileceğimiz pek çok hipotez miras bırakmıştır. Şüphe yok ki hepimiz duygularımızı ve hareketlerimizi yöneten bilinçdışı süreçlerden geçiyoruz. Peki ama bu konuda neler yaparız?

Örnek vakada, X isimli danışan işinde mutsuz olmasına ve işinin ona uygun olmadığını fark etmesine rağmen bir türlü işini değiştiremediğinden sıkıntı duyarak terapiye başlıyor. Duygularının farkındalığına erişince “istediğim şeyin peşine düşsem bile onu elde edemem” düşüncesinin sürekli onu etkilediğini görüyoruz.

Şimdi burada elimizde terapiye başlamak için yeterli veri mevcut mudur değil midir, oldukça tartışmalı bir konu. Bu bilişsel şemanın üzerinde hemen çalışmaya geçebilir, bu hatalı inanca farklı yönlerden saldırarak onu bir an önce yıkmaya çaba gösterebiliriz. Veya konuyu daha derinlemesine araştırıp bu bilişi oluşturan hatıranın peşine düşebiliriz.

Örnek vakamızda hipnozu çocukluğa inen bir merdiven gibi kullanarak bir çekirdek hatıraya ulaşıyoruz. X küçükken merdivenin başında top oynadığını anımsıyor. Annesi onu görüyor ve merdivenden aşağı inmemesini tembihliyor. Fakat top basamaklardan yuvarlanıyor. X heyecanlanıyor ve topun peşinden koşuyor. Annesi de X’in arkasından gelerek onu yakalıyor, pataklıyor ve toptan uzaklaştırıyor.

Bu olayı yorumlarsak istediği şeyin peşinden gitmek X’in cezalandırılmasına neden olmuştu. Öyle görülüyor ki bu sıradan olay, olumsuz duyguları ve onunla bağlı olan yanlış bir inancı 30 yıl boyunca X’in içine hapsederek X’i istediği şeylerin peşinden gitmekten alıkoymaktaydı.

Çocukluk hatıraları pek çok problemimizin çıkış noktası olmasına rağmen bu hatıraları ortaya çıkarma çabamız kesinlikle ‘bir suçlu bulma çabası’ değildir. Eğer birine bir suç yükleme arzusunda isek bunun için en az 7 kuşak geriye gitmemiz gerekecektir çünkü anne babalarımızın tek yaptığı da kendi yetiştirilme tarzları ile şekillenen kendi deneyimlerini bize yansıtmaktan ibarettir. Bu örnekte de X, kötü davranılmış ve ihmal edilmiş bir çocuk değildi. X’in annesi çoğu kez iyi ve sevgi doluydu. Bu olayda da sözünü dinlemeyen X’in kendine zarar vereceğinden korkarak tepki vermişti. Ebeveynlik tarzı ise kendi yetiştirilme şekliyle biçimlenmişti.

Bu anı X’in yaşamındaki belki sadece tek bir olaydı ama yine de “tekil anılar” bile insanın yaşamında başka ne olursa olsun olumsuz duyguların, fiziksel duyumsamaların ve hatalı inanışların değişmeden yıllarca saklanmasına sebep olabiliyorlar.

Söylediğim gibi, çocukluk hatıralarını ortaya çıkarmaktaki amaç kesinlikle ebeveynlerimizi suçlamak değil; sadece tüm bunların biz çocukken, bir seçeneğimiz veya gücümüz yokken başımıza geldiğini vurgulamak… Bununla beraber en sağlam olumsuz örüntülerin bile kırılabileceğini biliyoruz. Yeterli bilgiye ve sorumluluğa sahip yetişkinler olarak kendimizi yeniden şekillendirme şansına sahibiz. Evet, bu güce sahibiz ve şanslıyız ki psikoloji biliminin bize öğrettiği çeşitli yöntemlerle bu artık daha da kolay.

Sözü fazla uzatmadan… Uzun zaman önce çok çok uzak bir galakside yaşamış olan “Bilge Jedi”  Master Yoda’dan alıntılayarak bitiriyorum. “Güç, sizinle olsun arkadaşlar…”

HİPNOZ ve HİPNOTERAPİ ETİK KURALLARI

HİPNOZ ve HİPNOTERAPİ ETİK KURALLARI

1) Hipnoz, tedavi amacıyla kullanıldığında “hipnoterapi” adını alır ve hipnoterapi adı altındaki çalışmaları sadece hekim, diş hekimi ve klinik psikologlar uygulamalıdır.

2) Hekimler, diş hekimleri ve klinik psikologlar da hipnoz ve hipnoterapiyi sadece kendi uzmanlık alanları içinde uygulamalıdırlar.

3) Hipnoz bir eğlence aracı değildir ve gösteri amacıyla kullanılması uygun değildir.

4) Eğlence veya gösteri amaçlı olarak televizyonda, sahnede veya topluluklar önünde bireysel veya toplu hipnoz uygulamaları yapılmamalıdır.

5) Hipnozu veya hipnoz uygulayanları tanıtmak, hastalıkların tedavisindeki yeri ve önemini göstermek amacıyla bile olsa hipnoz uygulamalarının seyirci önünde yapılması uygun değildir.

6) Kitle iletişim araçlarında, web sitelerinde, çeşitli amaçlarla hazırlanmış broşür ya da kitaplarda, haber veya tanıtım programlarında hipnoz uygulanan kişinin yazılı izni olmadan kesinlikle hipnoz uygulamalarına ait görüntü veya fotoğraflara yer verilemez.

7) Hipnoz uygulayanların hipnoz uygulamaları sırasında hastanın başka bir uygulayıcının telkinlerini kabul etmeyeceği, başka bir uygulayıcının telkinlerinden yarar görmeyeceği şeklinde hipnoz sonrasına yönelik telkinler vermeleri kesinlikle etik ve ahlak dışıdır.

8) Hipnoz uygulayıcıları, hastalarına kendi ekonomik, sosyal yarar veya çıkarları doğrultusunda telkinler veremezler.

UÇUŞ KORKUSU

UÇUŞ KORKUSU

Uçuş korkusu olan bireylerin çoğu; detaycı, mükemmeliyetçi, kontrollü, telaşlı ve sabırsız bireylerdir. Kontrolün kendi ellerinde olmasını istedikleri için de uçağa binmeyi tercih etmezler. Bu korkusu olan çoğu kişi günlük hayatlarında cesaretli insanlardır. Uçak korkusu cinsiyet, yaş, meslek ayırmadan toplumun her kesiminde görülebilir.

Uçuş korkusu olan kişiler; uçağın düşeceğini ve öleceklerini düşünürler. Uçmak insana özgü bir durum olmadığı için bilinçaltımız uçuş sırasında kaygı oluşturabilir. Kontrolün kişinin elinde olmaması da kaygı oluşturan bir durumdur.

Uçuş korkusu çocukluk yaşantılarında öğrenilmiş olabilir. Kişi çocukluğunda çevresindeki kişilerin uçaktan korktuğunu gözlemlediyse veya konuşmalarını dinlediyse korkusu oluşmuş olabilir.

Çocukluğunda oyun oynarken yüksek bir yerden atladıktan sonra düşen bireyde yetişkin olduğunda uçuş korkusu oluşabilir.

Birey uçakla ilgili yaşadığı olumsuz deneyimler sonucunda da uçağa binmekten korkuyor olabilir. Örneğin uçak kazası geçirmiş, kötü bir seyahat yaşamış, türbülansa girmiş olabilir.

Filmlerde seyredilen uçak kazaları da uçuş korkusunu pekiştirebilir.

Uçuş korkusu yaşamda engellere sebep olabilir. Örneğin farklı ülkelere seyahat yapamamak ya da iş seyahatleri yapamamak gibi.

Hipnoterapi ile uçuş korkusuna sebep olan olay bilinçaltı düzeyde ortaya çıkarılarak anlamlandılır ve çözümlenir. Geçmişe dair herhangi bir olay bulunmuyorsa telkinlerle çözümlenir. Duygularımız kat kattır, dış kısımdan derine indikçe insanın içine ulaşılır. Derindeki duygulara ulaşılıp birey rahatlatıldığında, korkular ruhumuzu ve bedenimizi terk eder.

KoronaFobi’den Korunmanın Yolları

KORONAFOBİ’DEN KORUNMANIN YOLLARI

Sevgili dostlarım;

Ülkemizi ve tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüsü, bir çok endişeyi de beraberinde getirdi.

‘Boğazım gıcıklandı corona mı oldum?’

‘Biraz ateşim var gibi corona mı oldum acaba?’

‘Ya corona olursam?’

‘Ya sevdiklerime bir şey olursa?’

gibi haklı olarak sorulan bir çok soruda, Kaygı, Panik ve Korkuyu arttırmakta ve fiziksel sağlığımızı korurken ruhsal sağlığımızı tehlikeye atmaktadır. Özellikle televizyonlarda ve sosyal medya da sırf konuşmak için konuşan insanlar yüzünden oluşan bilgi kirliliği ve asılsız haberlerin yayılmasıyla birlikte bu “azı karar çoğu zarar”  duygularda bir hayli artmakta ve bireylerin psikolojik sağlığını travmatik yönde etkilemektedir.

Dostlarım unutmayınız ki; şu an Çin’de olduğu gibi biz de bu süreci hep birlikte atlatacağız! fakat duygu ve davranışlarımızı işlevsel olmayan bir noktaya getirirsek, inatçı psikolojik travmalara maruz kalabiliriz.

Bu sebeple;

‘KoronaFobi’den korunmanın yollarını ve olası psikolojik hasarı önleyebilmek ve varolan duygu ve davranışlarımızı işlevsel düzeyde tutabilmek için bazı önerilerimi aşağıda sıraladım;

  • ‘İzlediğiniz haberler ve takip ettiğiniz kişiler, kaygı ve korkularınızın kaynağı olmasın.’ Lütfen yalnızca güvenilirliği ve yetkinliği olan kaynakları takip edin.
  • Panik Virüs’ ü ‘Corona’ dan daha hızlı yayılır. Bu sebeple sizde kaygı ve paniğe yol açan durumları ve kişileri tespit edip, gerekirse bu süreçte mesafe koymaktan çekinmeyin.
  • Zihninizde panik ve kaygı yaratan sorularınızın cevaplarını, felaket senoryalarıyla ve asılsız haberlerle dolu Whatsapp gruplarında değil, o konuda yetkin kişilerde arayın ve gerekirse bir uzmandan ‘profesyonel online destek’ almaktan çekinmeyin. Unutmayın; belirsizlik kaygı yaratır.
  • ‘İnsanı sadece bilinmeyen korkutur.’ Bu yüzden kendinizi, ailenizi ve çevrenizi sosyal sorumluluk kapsamında, süreç hakkında doğru ve net bilgilerle donatın.
  • İzole zamanları fırsata çevirin; uzun zamandır ertelediğiniz işleri yapın, kitap okuma-dinleme etkinlikleri düzenleyin, evde spor yapın (depresyona iyi gelir), eğlenceli videolar-skeçler izleyin ve bu süreç yeni bir dil öğrenmek için bir fırsat olabilir.
  • Yönetemediğiniz kaygılı ve panik haliniz, çocuklarınızın üzerinde travma yaratabilir ve geleceklerini olumsuz yönde etkileyebilir. O yüzden; çocuklarınızın yanında felaket senaryoları türetmeyin ve onlara bu durumu yaşlarına uygun bir biçimde aktarın. Aktarırken doğru ve net ifadeler kullanın.

Bu zorlu süreçte fiziksel sağlığımız kadar psikolojik sağlığımızı da korumanın ne denli önemli olduğunu unutmayalım. Tüm bunları yapabilmek içinde; Oto-hipnoz, meditasyon, yoga ve mindfulness gibi zihinsel pratiklerden yararlanabilirsiniz.

Unutmayınhiçbir virüs, alacağımız tedbirlerden daha güçlü değildir…

Hep birlikte sağlıklı günlere kavuşabilmek için; #evdekal Türkiye’m! 

Sınav Kaygısına Son !

‘’ Çalışıyorum ama dikkatimi veremiyorum”, “Beynimin içinden başarısız olabilme ihtimalini atamıyorum.” “Nefesim daralıyor, başım ağrıyor midem yanıyor,” “Sinirliyim, ellerim terliyor”, “Gece rahat uyuyamıyorum.” “Her şeyi birbirine karıştıracakmışım gibi geliyor” ,“Çok heyecanlanıyorum.” Diyorsa bir öğrenci, sınav  kaygı virüsü bulaşmıştır diyebiliriz. Bu virüs temizlenmeden kişinin kapasitesini sınavda kullanabilmesi çok zorlaşır. Virüs bulaşmış bilgisayarların performansının düşmesi, kilitlenmesi veya komutalara saçma sapan yanıt vermesi gibi bir durum meydana gelir. Düşüncelerini olumlu düşünmeye yönlendiremeyen ve duygularına söz geçiremeyen öğrenci istemediği sonucu alacağına kendini inandırıp,  alisine ve arkadaşlarına duyacağı mahcubiyeti düşünerek yaşamdan kopma gibi felaket senaryoları üreterek eyleme geçirebilir.

Öğrencinin abartılı ve kontrolsüz heyecanına hipnoz kısa zamanda yüzünü güldürecek sonuçlar verir. Sorun bilgi değil bilginin aktarımında sistemin aşırı stresle yüklenmesi sonucu kilitlenmesi olduğu için bu stres kalktığında başarı da beraberinde gelir.

Bilinç Yükselmesi

Hipnoterapi ile bilinciniz yükselir…


Öncelikle bilinç yükselmesi ne anlama geliyor bunu kısaca açıklamak isterim.
Hipnotik trans halindeyken sanılanın aksine algılarınız normalden çok daha açık olur bu nedenle beynimizin öğrenme düşünme gibi fonksiyonlarını yerine getiren kısmı (Frontal Lob /Prefrontal Korteks ) algılar normalinden yüksek olduğu için genişler ve büyür bu nedenle bilinç yükselmesi yaşanır.

PEKİ BİLİNCİN YÜKSELDİKÇE NELER OLUR….?

•Bilinci Henüz Senin Kadar Yükselmemiş Olanların Konuşmaları Sana Eski Tadı Vermemeye Başlar…

•Kendin Gibi Olan İnsanları Arar Ve Onlarla Bir Şekilde Karşılaşmaya Yeni Dostluklar Oluşturmaya Başlarsın…

•Sana söylenen şeyleri olduğu gibi doğru kabul etmek yerine sorgulamaya başlarsın…

•Korkuların ve fobilerin üstesinden gelmeye başlarsın…

•Eskiden Zoraki Yaptığın Şeyleri Artık Yapmaya Mecbur Hissetmezsin…

•Kendini Çok Daha Rahat İfâde Etmeye Başlarsın…

•İstemediğin Şeylere Rahatça “Hayır” Diyebilirsin…

•Tek Başına Kalmaktan Keyif Almaya Başlarsın…

•Hayatta Gerçekten Yaşamak İstediğin Gibi Yaşayıp Yaşamadığını Sorgulamaya Başlarsın…

•Gerçekten Ne Yapmak Sana Heyecan Veriyorsa Onun Peşine Düşersin.

•Olumsuzluklar Seni Eskisi Kadar Üzmez Olur…

•Kötü Giden Şeylere dertlenmek Yerine Çözüm Bulmaya Odaklı Olursun…

•Etrafta Sıkıntı Veren Şeyler Seni Etkilemez…

•Gelecek İçin Kaygılanmazsın…

•Başına Kötü Birşey Geldiğinde Eskiden Olduğu Kadar Üzülmezsin…

•Birisi Sana Hakaret Ettiğinde, Bağırdığında Etkilenmez Ve Aynı Şekilde Tepki Verme İhtiyacı Duymazsın…

•Birisi Seni Haksız Yere Suçladığında Kendini Savunma İhtiyacı Duymazsın.

•İltifatlar’da Seni Eskisi Gibi Etkilemez ve
Onaylanma-Takdir Edilme İhtiyacı Hissetmezsin…

•Birilerine Bir Şeyleri İspat Etme İsteğin Ve Çaban Biter…

•Seni Rahatsız Eden Zihin Konuşmaları Gitgide Azalır Ve Zor Duyulur Hale Gelir…

•Öfke Ya’da Üzüntü Gibi Duygular Ara Sıra Gelir Ama Senin Üzerindeki Etkileri Dakikalar İçinde Geçer Üzerine Yapışmaz Ve Seni Günlerce Rahatsız Edemezler…

•Diğer İnsanların Zenginliğini Kıskanmazsın…

•İnsanların Senin Hakkında Ne Düşüneceklerini Umursamazsın…

•İnsanları Kategorilere Ayırmazsın Ve Herkese Aynı Davranırsın…

•Yapılan Hataları Çok Çabuk Affedersin…

•Dışarıda Ne Olursa Olsun İçinde Sebepsiz Bir Sevinç Olur…

•Her Yerde Ve Herkesin Yanında Kendin Gibi Olursun.

•Herkesin İçinde Aynı Öz’ün Parçası Olduğunu Fark Etmeye Başlarsın…

•Dünya Bir Oyun Alanı Gibi Gelmeye Başlar.
İçinde Sürekli Hissettiğin Huzuru Kimse Bozamaz..

Öfke Kontrolü

Öfke, son derece normal ve yaşamını sürdürülmesi için gerekli bir duygudur. Kişiyi tehditlere karşı uyarır, kendisini koruması konusunda motivasyon sağlar. Ancak öfke, kontrol edilebildiği sürece sağlıklıdır ve işe yarar. Kontrol edilmediğinde kişinin kendisi ve çevresi için çok zararlı olabilir.

Seneca’nın öfke ile ilgili sözlerine kulak verelim; ‘’ Öfke tüm duyguların en korkuncu, en taşkınıdır. Tahrik düzeyi ne olursa olsun öfkeyi meşru kılmaz, hiçbir koşulda öfke haklı değildir, zaten öfkenin bir getirisi de yoktur (Fakat götürüsü çoktur). İnsan bir kez kendini öfkeye teslim edecek olsun, öfke kişiye hakim olur, davranışlarının hakimiyetini yok eder, mantığı ve sağduyuyu köreltir, bireysel ya da toplu olarak en korkun suçların işlenmesine bile neden olabilir. Öfke yerine kişi iradesini kullanmalı, mantığına güvenmeli ve dürtülerini kontrol etmelidir. Davranışlarımıza öfke değil mantığımız yön vermelidir.’’

Mantığınız sizi yönetsin öfkeniz değil!

Pek çok kişi öfkeyi içinde tutmaktansa dışarıya vurmanın daha iyi olabileceğini düşünür. Yapılan bilimsel çalışmalar, öfkeyi dışa vurmanın da bastırmanın da sağlığımız için zararlı olduğunu göstermektedir. Her iki durumda da kan adrenalin seviyemiz artar ve uzun süre yüksek kalır. Öfke kontrol bozukluğu olan kişiler kalp damar hastalıklarına 3 kat daha fazla yakalanırlar. Bastırılan öfke depresyona yol açabilir, kişiler arası ilişkileri bozabileceği gibi, zihinsel ve fiziksel problemlere de yol açabilir. Doğru ifade edilmeyen öfkenin yol açtığı fiziksel problemler arasında; baş ağrıları, mide rahatsızlıkları, cilt problemleri, sinir sistemi rahatsızlıkları, dolaşım sorunları, varolan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi sayılabilir.

Online/Yüz yüze Hipnotik Koçluk ile öfke sorununa sebep olan travmalar/olaylar/duygusal ihmaller bilinçdışı düzeyde ortaya çıkarılarak anlamlandırılır ve çözümlenir. Geçmişe ya da bireyin çocukluğuna yönelik herhangi bir olay bulunmuyorsa, öfke sorunu telkinlerle çözümlenir ve sonrasında olaylara karşı bakış açısı değiştirilerek kişiye öfke kontrolü sağlanmış olur.

Sigaraya Son !