Kilo Kontrolü (Zayıflama/Kilo Alma)

Bazen ne kadar istesen de duramazsın… Elin yine o abur cubura gider ya da motivasyonun düşer, diyeti bir kenara atarsın. Aslında mesele sadece yemek değil, onun ardındaki boşluk, sıkışma, ödüllendirme ya da kaçma ihtiyacıdır.

Kilo kontrolü, yalnızca bir irade meselesi değildir; zihinsel alışkanlıkların da beden kadar rol oynar. Sağlıklı beslenme, ruhsal dengeni kurduğunda kalıcı hale gelir.

Bedenini yeniden şekillendirmek, önce içsel ağırlıkları bırakmakla başlar. Belki de artık “neden yiyorum?” sorusunun cevabını birlikte bulma zamanı gelmiştir.

Bilgi ve Randevu İçin Tıkla

Alkol, Sigara, Kumar Gibi Alışkanlıklardan Kalıcı Olarak Nasıl Kurtulabilirsiniz?

Bazı alışkanlıklar vardır, zararlı olduğunu bilirsin ama yine de devam edersin. Bazen rahatlamak, bazen can sıkıntısını gidermek, bazen de hayatın yükünü kısa süreliğine unutmak için… Başlangıçta masum görünen bu davranışlar, zamanla hayatının merkezine oturur ve fark etmeden kontrolü ele geçirir. Tıpkı küçük bir kıvılcımın zamanla koca bir evi sarması gibi.

Çoğu kişi aynı döngüyü yaşar: Defalarca bırakmaya çalışmak ama kısa sürede geri dönmek, yapmayınca huzursuz olmak, “onsuz yapamam” inancıyla yaşamak… Ve her seferinde hem bırakmayı isteyip hem de bırakamadığı için kendine kızmak. Kendi zincirini taşıyan bir mahkûm gibi…

Belki bu alışkanlık sağlığını yıpratıyor, maddi kayıplara neden oluyor ya da ilişkilerini bozuyor. Yakınların ise seni bu mücadelede çaresizce izliyor; bazen öfkeyle, bazen üzüntüyle…

Unutma, bu durum sadece irade meselesi değil. İrade, kapının kilidini açan anahtar olabilir; ama o kapıyı açmak için önce zincirleri çözmek gerekir. Çoğu zaman kökünde bilinçaltında kayıtlı nedenler vardır. Bu kayıtlar çözülmeden, değişim hep yarım kalır.

Sanal Kumar: Kazanma Hırsının Sessiz Esareti

Sanal kumar, görünürde sadece bir oyun gibi durur. Ama aslında, sessizce zihni ele geçiren bir tuzaktır. Evden çıkmadan, tek tıkla erişilebilen bu dünya, beynin ödül sistemini yeniden programlar. Kaybettiğinde “bu kez kazanacağım” hırsı, kazandığında ise “daha fazlasını almalıyım” arzusu devreye girer. Ve böylece, zamanın, paran, enerjin bu döngüye akmaya başlar. Küçük bir dalganın seni yavaş yavaş denizin ortasına çekmesi gibi, fark etmeden kontrol kaybolur.

Uyku düzenin bozulur, sosyal ilişkilerin zayıflar, iş performansın düşer. Kayıplar büyüdükçe “geri kazanma” isteği artar. Ama mesele artık para değildir; mesele, zihninin kumara bağladığı “kazandığımda her şey düzelecek” kodudur. Hırs, insana zafer vadeder; ama çoğu zaman en büyük yenilgiyi getirir.

Bu alışkanlığın kökleri çoğu zaman paraya olan sevgiden değil, geçmişte yaşanan eksiklik hissinden, kontrol ihtiyacından veya değersizlik duygusundan beslenir. Zihnin, kazancı “tamamlanma” ile eşleştirdiği sürece, kazansan da kaybetsen de bu masadan kalkmak zorlaşır.

Kalıcı özgürlük, yalnızca hesabı kapatmak veya uygulamayı silmekle gelmez. Asıl değişim, bu hırsı besleyen bilinçaltı kayıtların çözülmesiyle başlar. “Kazandığımda hayatım düzelecek” inancı dönüştürüldüğünde, kumar artık seni çekmez. Zihnin, aynı tatmini gerçek hayatta, sağlıklı ve kontrolün sende olduğu alanlarda bulmaya başlar. Gerçek özgürlük, istediğini yapmak değil; artık ona ihtiyaç duymamaktır.

Alkol: Bir Anlık Keyif, Bir Ömür Pişmanlık

Alkol, çoğu insana ilk yudumda sıcaklık, gevşeme ve rahatlama hissi verir. Kimi sosyal ortamlarda kendini daha özgür hissetmek için, kimi stresini unutmak ya da günü bitirmenin bahanesi olarak eline kadeh alır. Başlangıçta dost gibi görünen bu alışkanlık, zamanla yavaş yavaş hayatın içine sızar. Tıpkı tatlı bir meltemin, yaklaşan fırtınanın habercisi olması gibi.

Fark etmeden gecelerin vazgeçilmezi olur. “Bir iki kadehten bir şey olmaz” derken, ertesi gün aynı masada, aynı bardakta kendini bulursun. Bedelini ise bedenin ve ruhun öder. Uyku düzenin bozulur, yorgunluk kalıcı hale gelir, sabahlar bulanık başlar. Karaciğerin, kalbin, beynin sessizce yük taşır. Sosyal ilişkilerde kırgınlıklar artar; bazen öfke, bazen uzaklaşma, bazen de derin bir yalnızlık gelir.

Alkolün kök nedeni çoğu zaman sadece “keyif almak” değildir. Bilinçaltında, rahatlama ve kaçış duygusu ile alkol arasında güçlü bir bağ oluşur. Stres, yalnızlık ya da değersizlik hissi geldiğinde, zihin otomatik olarak “çözüm” olarak alkolü sunar. Oysa bu, susuzluğu tuzlu suyla gidermeye çalışmak gibidir; içtikçe daha çok susatır.

Kalıcı özgürlük, yalnızca içkiyi bırakmakla değil, bu bağı kuran bilinçaltı kodları çözmekle mümkündür. “Rahatlamak için içmeliyim” inancı, yerine “rahatlamak için kendime dönmeliyim” düşüncesi geldiğinde, alkol artık seni çağırmaz. Gerçek huzur, bardağın dibinde değil; zihnin ve kalbin özgürleşmesinde bulunur. Çünkü bazen kurtuluş, vazgeçtiğinde başlar.

Sigara: Yanan Sadece Tütün Değil, Senin Ömrün!

Sigara, çoğu kişi için günün içinde verilen küçük bir mola gibi görünür. Kahveyle, yemek sonrası, yolda, iş arasında… Ama o küçük molalar, fark etmeden ömründen çalınan dakikalara, hatta yıllara dönüşür. Bir çakmakla hem parayı hem sağlığı yakmak gibidir; duman yükselirken ömrün sessizce azalır.

Başlangıçta bir “alışkanlık” gibi başlar. Belki arkadaş ortamında denemek için, belki stres atmak için… Sonra fark etmeden sabah kalkar kalkmaz aradığın, sinirlendiğinde ilk aklına gelen, kahveyle ayrılmaz ikili olan bir şeye dönüşür. Nefesin daralır, yorgunluk kalıcı hale gelir, merdivenleri çıkarken zorlanırsın. Her nefes, görünmeyen bir sayaçta ömründen düşer.

Sigara sadece nikotin bağımlılığı değildir; zihnin, belirli anlarla sigarayı eşleştirmesidir. “Kahve-sigara”, “yemek-sigara”, “stres-sigara”… Bu eşleşmeler çözülmedikçe, bıraksan bile bir tetikleyici seni geri çekebilir. İşte bu yüzden çoğu kişi defalarca bırakıp tekrar başlar.

Kalıcı bırakış, yalnızca paketi çöpe atmakla gelmez. Gerçek özgürlük, bu bağlantıları kuran bilinçaltı kayıtların dönüştürülmesiyle başlar. “Bu anı sigara olmadan yaşayamam” inancı yerine, “bu anı kendi nefesimle, özgürce yaşayabilirim” inancı yerleştiğinde, sigara artık seni çağırmaz. Çünkü gerçek nefes, dumanla değil, özgürlükle dolar.

Oyunlar: Ekran Işığında Solan Hayatlar…

Bilgisayar ve telefon oyunları, ilk bakışta zararsız bir eğlence gibi görünür. Biraz stres atmak, arkadaşlarla vakit geçirmek ya da boş zamanları doldurmak için başlanan bu alışkanlık, zamanla görünmez zincirler örer. Ekranın ışığı ne kadar parlaksa, gerçek hayatın renkleri o kadar solar.

Saatlerce süren oyun maratonları, sosyal ilişkileri zayıflatır, dersleri, işleri, sorumlulukları geri plana iter. Oyun dünyasında geçen her saat, gerçek hayatın takviminden sessizce çalınır. Ekranda seviye atlamak, hayatta geri düşmeyi fark ettirmez. Sanal zaferlerin en büyük bedeli, gerçek yenilgilerdir.

Bu alışkanlığın kökleri sadece “eğlence” değil; çoğu zaman kaçış ihtiyacı, gerçek dünyada hissettiğin eksiklikler ya da kontrol duygusunu sanal ortamda tatmin etme isteğidir. Bilinçaltın, sana güvenli bir sahte dünya sunar. Orada kimse seni yargılamaz, hayal kırıklıkları yoktur, başarı hissi daha hızlı gelir. Ama bu, suyun fotoğrafıyla susuzluğu gidermeye çalışmak gibidir; tatmin kısa sürer, boşluk kalır.

Gerçek özgürlük, oyunu tamamen bırakmak zorunda kalmadan, hayatın merkezini yeniden kazanmakla başlar. Bilinçaltındaki kaçış kodları çözüldüğünde, oyunlar seni esir etmez; sen oyunu oynarsın, oyun seni değil. Çünkü ekrandaki ışık değil, gözlerindeki ışık hayatı aydınlatır.

Hayatını Geri Alma Vakti

Hayat bazen seni fark etmeden içine çeken döngüler kurar. Alkol, sigara, kumar ya da ekran başında geçen uzun saatler… Hepsi farklı görünür ama kökleri aynı yere, zihnin derinlerine uzanır. Ve unutma, bu hikâyenin sonu yazılmış değil.

Değişim, çoğu zaman küçük bir farkındalık anıyla başlar. Belki şu anda, bu satırları okurken, içinde “Artık böyle yaşamak istemiyorum” diyen bir ses var. O sesi duy, çünkü o senin özgürlüğe attığın ilk adım.

Bilinçaltındaki zincirler çözüldüğünde, alışkanlıklar seni değil, sen hayatını yönetirsin. Ve o zaman bırakmak bir savaş değil, doğal bir seçim olur.

Bugün, yeni bir hikâyenin ilk cümlesi olabilir.
Eğer hazırsan, doğru yöntemlerle bu döngüden çıkmak mümkün. Kendine bu şansı ver.

Bilgi ve Randevu İçin Tıkla

Sınav Kaygısı, Başarı Korkusu ve Zihinsel Blokajlarla Baş Etme

Bilgiler yerinde, hazırlık tamam ama sınav anında zihnin adeta kilitleniyor. Kalbin hızlı atıyor, ellerin terliyor, cümleler uçup gidiyor… Tanıdık mı? Sınav kaygısı sadece öğrencileri değil, sunum yapanları, mülakata girenleri ve sahneye çıkanları da etkiler.

Bu durum başarısızlığı değil, zihinsel bir tıkanıklığı gösterir. Farkına varıldığında ve doğru tekniklerle çalışıldığında çözülmesi mümkün olan bir süreçtir.

Kendine defalarca haksızlık ettiysen, belki de bu kez içindeki potansiyele alan açma zamanı gelmiştir.

Bilgi ve Randevu İçin Tıkla

Özgüven Eksikliğini Anlamak ve Gerçek Gücünü Ortaya Çıkarmak

Özgüven Eksikliği Nedir?

Özgüven eksikliği, çoğu insanın sandığından çok daha derin bir mekanizmadır. Bu durum sadece çekingenlik, utangaçlık ya da sosyal tedirginlik değildir. Çoğu insan, yıllardır özgüven sorunu yaşadığının farkındadır; “kendime güvenemiyorum, bir şey beni geri çekiyor” duygusunu çok iyi tanır ama bunun tam olarak nereden geldiğini ve neden geçmediğini bilemez.

Çocuklukta yaşanan eleştiriler, kıyaslamalar, değersiz hissettirilen anlar ve başarısızlık deneyimleri bilinçaltında birikir. Zamanla “yetersizlik”, “hata yapma korkusu” ve “sürekli onay alma ihtiyacı” kimlik düzeyine yerleşir. İnsan dışarıdan normal hatta zaman zaman güçlü bile görünebilir; fakat iç dünyasında hep aynı duygu döner:
“Ben kendimi tam olarak ortaya koyamıyorum.”

Sigmund Freud’un ifadesi bu tabloyu iyi özetler:
“Bilinçaltı çözülmedikçe insan kendini tekrar etmeye mahkûmdur.”

Özgüven eksikliği tam da budur: Kişinin yıllardır fark etmeden aynı içsel döngüyü tekrar etmesi.

Özgüven Eksikliğinin Gerçek Belirtileri

Özgüven sorunu yaşayan insanlar çoğu zaman ne yaşadığını çok net hisseder; ama arka plandaki psikolojik mekanizmayı bilmez. Aşağıdaki örnekler, kitap cümlesi değil, insanların gerçek hayatta yaşadığı özgüvensizlik deneyimlerinin özetidir:

  • Ortama girdiğinde “fazla dikkat çekmeyeyim” diye kendini otomatik olarak geri planda konumlandırma
  • Küçük bir kararı bile verirken “yanlış yaparsam” kaygısıyla zihinde onlarca senaryo kurma
  • Karşı cinsle konuşurken kasılma, gereksiz ciddi veya yapay bir hâle bürünme
  • Kendini anlatırken sesin kısılması, kelimelerin boğaza düğümlenmesi
  • Eleştiriye aşırı duyarlılık; iyi niyetli bir yorumu bile günlerce akıldan çıkaramama
  • Topluluk önünde konuşurken yüz kızarması, kalp çarpıntısı, terleme, ses titremesi
  • Aynaya baktığında “bir şey eksik” hissi; sürekli kendinde kusur arama
  • Bir başarı sonrası bile tam bir tatmin hissi yaşayamama; “hak ettim mi ki?” sorgusu
  • İnsanların mimik ve suskunluklarından hemen kendisiyle ilgili olumsuz anlamlar çıkarma
  • Sınır koymak, “hayır” demek ya da kendini savunmak gerektiğinde midede sıkışma, boğazda düğümlenme
  • Kendini sürekli başkalarıyla kıyaslama ve çoğu zaman “içeride hep bir adım geride hissetme”

Bu örüntünün en yorucu tarafı şudur: Kişi çoğu zaman zekâsının, bilgisinin, emeklerinin farkındadır; ama sanki görünmez bir el hep geri çeker. Bu da zamanla hem benlik saygısını hem de hayata dair motivasyonunu zedeler.

Carl Rogers bu durumu şöyle ifade eder:
“İnsan, kendini kabul edemediği sürece, dışarıdan gelen hiçbir onay onu tam olarak rahatlatmaz.”


Bilinçaltı Düzeyde Gerçek Çözüm Nasıl Oluşur?

Özgüven eksikliği, davranış düzeyinde “birkaç alışkanlık değiştirerek” çözülebilecek kadar yüzeysel bir konu değildir. Sorun, kimlik düzeyinde, yani kişinin kendisiyle ilgili temel inançlarında ortaya çıkar. Bu nedenle “kendine güven, güçlü ol, yaparsın” gibi cümleler çoğunlukla etkisiz kalır.

Gerçek ve kalıcı değişim, bilinçaltındaki çekirdek kayıtlar üzerinde çalışıldığında oluşur. Bu süreç dört temel mekanizma üzerinden ilerler:

1. Eski Kayıtların Çözülmesi

Çocuklukta yaşanan utanç, reddedilme, kıyaslanma ve eleştiri sahneleri, zihin tarafından “tehlikeli durumlar” olarak kaydedilir. Bu sahneler duygusal düzeyde çözülmediğinde, kişi bugün yetişkin olsa bile hâlâ o eski kayıtla hareket eder.

Bu kayıtlar çalışılıp duygusal yük boşalmaya başladığında:

  • Sürekli hata yapacakmış gibi hissetme azalır
  • “Ben zaten eksik ve yetersizim” duygusu hafifler
  • Geçmiş sahnelerin etkisi bugünkü kararları yönetmeyi bırakır
  • Zihin, aynı olayları durmadan yeniden oynatmayı keser

Nörobilim bu süreci “yeniden kodlama” olarak tanımlar:
Beyin, eski korkuları gerçek bir tehdit gibi işlemeyi bırakır. Bu da özgüvenin yükselmesi için güçlü bir zemin hazırlar.

2. Kimliğin Kendiliğinden Güçlenmesi

Özgüven sorunu yaşayan insanlar, farkında olmadan kendilerini hep aşağıda konumlandıran iç cümlelerle yaşar:
“Ben biraz geride durmalıyım, hata yapmaya daha yatkınım, insanlar benden daha iyi.”

Bilinçaltı düzeyde doğru çalışma yapıldığında, bu iç kimlik sessizce değişmeye başlar. Kişi aynı işi, aynı hayatı, aynı ortamları yaşarken içte şu duygular oluşur:

  • “Bu kadar da küçük görmek zorunda değilim kendimi.”
  • “Hata yapsam bile dünyanın sonu değil.”
  • “Benim de masaya koyacak değerim var.”

Sonuç olarak:

  • İç ses daha destekleyici hâle gelir
  • İkili ilişkilerde duruş güçlenir
  • Kendini ifade etmek daha mümkün hâle gelir
  • Karar verme süreçleri daha netleşir
  • Karşı cinsle iletişimde rahatlık artmaya başlar

Alfred Adler’in cümlesi bu aşamayı çok iyi anlatır:
“İnsanların zayıf olması değil, kendilerini zayıf sanmaları özgüvenlerini kırar.”

3. Kaygı ve Utanç Duygularının Bedeni Terk Etmesi

Özgüven eksikliği sadece bir düşünce sorunu değildir; bedene yansıyan fizyolojik tepkilerle birlikte yaşanır. Yüz kızarması, ses titremesi, kasılma, nefesin daralması, boğazda düğümlenme gibi belirtiler, bilinçaltındaki duygusal yükün bedensel ifadesidir.

Bu duygusal yük çalışıldığında:

  • Ses tonu doğal olarak güçlenir
  • Omuz ve göğüs bölgesindeki gerginlik azalır
  • Topluluk içinde var olma hissi daha katlanılabilir değil, daha doğal hâle gelir
  • Karar verirken yaşanan panik hafifler

Kişi içten içe ilk kez şunu hisseder:
“Ben aslında bu kadar zayıf değilmişim, bu yük beni aşağı çekiyormuş.”

4. Doğal Özgüven Tepkisinin Oluşması

Bilinçaltı kayıtlar değiştiğinde özgüven, “zorlayarak” oluşturulan bir maske olmaktan çıkar; kişinin doğal hâline dönüşmeye başlar. Dışarıdan bakıldığında:

  • Beden dili daha net ve toparlanmış görünür
  • Bakışlar kaçak değil, daha kararlı ve sakin olur
  • İnsanların gözünün içine bakmak daha kolaylaşır
  • İlişkilerde ezilme ya da ezme değil, daha dengeli bir iletişim kurulur
  • Kişi kendi sözünün arkasında durabilmeye başlar

William James bu durumu şöyle anlatır:
“Bilinçaltımıza ne yerleştirirsek, hayatımızda onun sonuçlarını yaşarız.”


Şimdi Bilinçaltının Derinlerinde Yatan O Gücü Uyandırma Vakti

Özgüven eksikliği bir karakter kusuru ya da kader değildir. Yıllardır aynı döngüleri yaşaman, bunun hep böyle devam edeceği anlamına gelmez. Doğru noktaya odaklanan bir bilinçaltı çalışmasıyla:

  • Kendini olduğundan küçük görme alışkanlığı kırılabilir
  • İçteki eleştirel ses yerini daha adil ve dengeli bir iç sese bırakabilir
  • Kaygı ve utanç duygusu hafifleyebilir
  • Kendini ifade etme ve ilişkilerde var olma şeklin tamamen değişebilir

Albert Bandura’nın sözünü hatırlamakta fayda var:
“İnsan, yapabileceğine inanabildiği anda değişmeye başlar.”

Bilinçaltı düzeyde bu inancı yerleştirmek mümkün olduğunda, özgüven artık zorlanan bir maske değil;
gerçek benliğinin doğal uzantısı hâline gelir.

Buradan sonrası, atılacak adımla ilgilidir.
Okuduğun bu satırlar, sorununu adlandırmana ve neden böyle hissettiğini anlamana yardımcı olduysa,
özgüvenini içten güçlendirecek süreç için profesyonel destek almak, ertelediğin pek çok kapıyı açabilir.

Özgüveninizi Güçlendirmek İçin İlk Adımı Atın

Yaşadığınız özgüven problemlerinde bilinçaltı düzeyinde doğru bir çalışma, hem duygusal yükü hafifletebilir hem de içsel gücünüzü daha net ortaya çıkarabilir. Aşağıdaki butonlarla hemen iletişime geçebilirsiniz.

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır, tıbbi tanı veya tedavi yerine geçmez. Fiziksel, psikolojik veya nörolojik rahatsızlıklarda öncelik, ilgili sağlık profesyonellerinin değerlendirmesidir. Hastalıklarınız için bir hekime danışınız. Bu sayfadaki bilgiler reklam, yönlendirme veya taahhüt niteliği taşımaz.
Bu sayfa ve içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. İzin alınmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz veya dijital ortamda paylaşılamaz. © 2025 Gökhan Göksünlü | Tüm Hakları Saklıdır.

Panik Atak ve Genel Kaygı Düzeyini Kontrol Altına Alma

Bazı anlar vardır… Kalbin hızla çarpar, nefesin yetmez, sanki her şey üstüne gelir ve o anda kimse seni tam olarak anlayamaz. Anksiyete ve panik atak, dışarıdan görünmeyebilir ama içten içe insanın tüm dünyasını etkiler.

Zihnin sürekli olasılık hesaplarıyla meşgulken, bedenin sanki alarm modunda yaşar. Günlük işler, sosyal ilişkiler hatta uykular bile bundan payını alır. Ama bu sürekli tetikte yaşama hali, kaderin değil.

Kaygı düzeyini kontrol altına almak ve panik duygusunu dönüştürmek mümkün. Doğru yönlendirmeyle zihin yeniden programlanabilir; sakinlik, içsel güven ve denge yeniden inşa edilebilir.

Kendini tekrar tekrar aynı çemberin içinde buluyorsan…
Belki de bu kez o çemberin dışına birlikte adım atmanın zamanı gelmiştir.


Bilgi ve Randevu İçin Tıkla

Stres Yönetimi ve Stresle Başa Çıkma Becerilerini Geliştirme


Her şey yolundaymış gibi görünse de, içten içe sıkıştığın, nefes almakta zorlandığın anlar oluyor mu? Günlük hayatın baskısı, üst üste gelen sorumluluklar ve susturulamayan iç ses… Zamanla stres, sadece zihnini değil bedenini de yoruyor. Uyku düzensizlikleri, baş ağrıları, tahammülsüzlük, hatta ilişkilerde mesafe…

Ama bilmelisin ki, stresle başa çıkmak doğuştan gelmeyen ama geliştirilebilen bir beceridir. Doğru yöntemlerle; zihnin karmaşasını sakinleştirmek, bedenin verdiği alarm tepkilerini düzenlemek ve olaylara daha güçlü bir yerden bakmak mümkün.

Bazen küçük bir içgörü, büyük bir fark yaratır.
Eğer içinde “Artık böyle hissetmek istemiyorum” cümlesi dolaşıyorsa, bu dönüşüm yolculuğuna birlikte başlamak için güzel bir zaman olabilir.


Bilgi ve Randevu İçin Tıkla

TYT-AYT-YTD-KPSS Sınavlarına Yönelik Sınav Başarısı için Zihin Dili Programlama(NLP) ve Sınav Stresi Yönetimi

Sınav başarısı hayatınızın en önemli dönüm noktalarından biri olabilir. Bu nedenle, sınavlara hazırlanırken ve sınav sırasında kendinizi en iyi şekilde hissetmeniz gerekiyor. Zihin dili programlama ve sınav stres yönetimi teknikleri ile bu hedeflere ulaşabilirsiniz.

Zihin dili programlama(NLP), zihninizi olumlu düşüncelerle programlama teknikleridir. Bu teknikler, sınav sırasında oluşabilecek stresi azaltır ve sınav sonucunu olumlu yönde etkiler. Sınav stres yönetimi teknikleri ise, sınav öncesinde ve sırasında rahatlama teknikleri öğretir. Böylece sınav kaygısını azaltır ve daha rahat bir sınav deneyimi yaşamanıza yardımcı olur.

Bu nedenle, yaklaşan üniversite sınavına girecek öğrenciler için Zihin dili programlama ve sınav stres yönetimi programımızı tavsiye ediyorum. Bu program, sınav başarınızı artırmak için size gereken tüm araçları sunacaktır. Başarılı bir geleceğin ilk adımı için ve son kontenjanları kaçırmamak için hemen bugün randevunuzu alabilirsiniz.

Randevu ve detaylı bilgi almak için yanda ki formu doldurabilir veya 0545 261 34 01 nolu WhatsApp hattımdan bana ulaşabilirsiniz.

*Çalışmalara Online olarak veya Yüz yüze katılabilirsiniz.

Yakınını kaybeden depremzedeye ne söylenir, nasıl davranılır?

  • En önemli durum empati göstermektir. Kaybın büyüklüğünü yada önemini hiç bir şekilde küçümsemeyin.
  • Yas tutan biriyle konuşurken, kayıp konusunu geçiştirmeye çalışmayın.
  • Dinleyin ve onlara eşlik edin.
  • Karşınızdaki insanın yas tutma biçimine saygı gösterin.
  • Bazen yapılacak en iyi şey sessizce yanlarında olmaktır.Gözyaşları süzülüp akmaya başlarsa; sadece duygularını ifade etmeleri için güvenli bir alan açın.
  • Herkesin farklı şekilde ve farklı sürelerde yas tuttuğunu aklınızdan çıkarmayın.
  • Öğüt vermeyin. Bunun yerine sadece karşınızdakini dinleyin.
  • Samimi bir şekilde şöyle bir şey söyleyebilirsiniz:”Keşke söylenecek doğru kelimeleri bulabilseydim. Elimden geldiğince yanında olmak istediğimi bil lütfen.”
  • Sevdiğiniz kişiye destek olurken, kendinizide iyi baktığınızdan emin olun.Konuşmak istemiyorsa elini tutabilir ya da sarılmayı teklif edebilirsiniz.
  • Cenazeden sonra da desteğinizi sürdürün.

Hayatta Kalan Suçluluğu Nedir? Belirtileri Nelerdir? Nasıl Başa Çıkılır?

HAYATTA KALAN SUÇLULUĞU NEDİR?

Hayatta kalan suçluluğu, başkasının kayıp yaşadığı ama sizin yaşamadığınız olaya verilen tepkidir. Bu durum can kaybına yönelik bir tepki olabileceği gibi mal, sağlık, kimlik kaybı veya insanlar için önemli başka bir dizi şey de olabilir.

Başkaları acı çekerken siz bu travmatik bir olaydan birincil derecede zarar görmediğinizde aklınıza ”Neden ben değilde o?” sorusu gelebilir. Başka bir ifadeyle yaşanan olaydan doğrudan etkilenmiş olmasınız bile, bu olay sizi rahatsız edebilir.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Hayatta kalan suçluluğu aynı zamanda Travma Sonrası Stres Bozukluğunun (TSSB) belirtilerinden biri olabilir.

Hayatta kalan suçluluğu sorunlarla sağlıksız başa çıkmanın bir sonucu olarak depresyon, kaygı ve madde kullanımı dahil olmak üzere Travma Sonrası Stres Bozukluğuna ve başka zihinsel sağlık sorunlarına yol açabilir.

En yaygın psikolojik belirtiler şunlardır:

  • Yaşanan durum ile ilgili görüntüler veya kabuslar
  • Yaşanan olayların sürekli olarak aklınıza gelmesi ve tekrar tekrar olayın düşünülmesi,
  • Sinirli ve kızgın olmak,
  • Olanları geride bırakmakta güçlük çekmek,
  • Çaresiz hissetmek,
  • Günlük rutinleri gerçekleştirmede motivasyon eksikliği,

Yaygın fiziksel belirtiler şunlardır:

  • Yeme bozuklukları
  • Uyumada güçlük çekme
  • Baş ağrısı
  • Mide bulantısı
  • Kalp atışlarının hızlanması

BU DUYGULARLA BAŞA ÇIKMANIN SAĞLIKLI YOLLARI

  • Duygularınızı hissetmek için kendinize izin verin.
  • Çevrenizdekilerle duygularınız hakkında konuşun.
  • Anda kalmak ve stresi azaltmak için nefes egzersizi yapın.
  • Sosyal ilişkilerinizi ihmal etmeyin, insanlarla bağ kurmaya devam edin.
  • Yaşanan olayın ardından bu olaydan etkilenen kişilere destek verin.
  • Uzmandan destek alın.

Kaynak: Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Y.L. Programı

Panik Atak

Panik atağının belirtileri;

-Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması

-Göğüs ağrısı, göğüste sıkışma hissi

-Nefes darlığı ya da boğulma hissi

-Baş dönmesi, sersemlik, baygınlık hissi

-Uyuşma ya da karıncalanma

-Üşüme ürperme ya da ateş basması

-Bulantı, karın ağrısı

-Titreme, sarsılma hissi

-Kendisinin veya etrafının değişiyor algısı,tuhaf hissetme

-Kontrolünü kaybetme veya çıldırma korkusu

-Ölüm korkusu

Bir panik atağında bu belirtilerden en az 4 tanesi bulunur. Daha azı bulunuyorsa kısıtlı semptomlu panik atağı denir.


Panik atak, diğer bir çok ruhsal sorun gibi çocukluğumuzdan itibaren yaşadığımız, içimize atıp bastırdığımız travmatik olayların bilinçaltında birikip taşması sonucu ortaya çıkan psikolojik bir durumdur. Genelde korku ve anksiyetenin de eşlik etmesiyle hayatı son derece kısıtlayan bu durum 15-20 dk sürer. Kişi bayılacağını veya öleceğini, çok kötü şeyler olacağını düşünüp, yanında güven duyacağı biri olmasını ister. Çarpıntı, kalp ritminde düzensizlik, terleme, mide bulantısı, titreme, nefes almada güçlük, boğulma, ölüm korkusu gibi bir çok belirti sayılabilir. Bazı kişilerde Agorafobi denilen alan korkusununda eşlik ettiği bu durum ciddi, önemli ama bir o kadar da tedavisi mümkün ve korkulmayacak bir hastalıktır.

Aslında bu Panik hali, kişinin kendi kendine yaptığı bir ‘Olumsuz Hipnoz Hali’dir. Yani kişi daha önce hissettiği olumsuz duygularla tekrar tekrar kendini olumsuz hipnoza sokmasıdır ve bu durumdan bir türlü çıkamadığı için kendini bir kısır döngü içeresinde bulur.

Panik Atak’ta en çok tercih edilen ve en etkili yöntem olan Hipnoz/Hipnoterapi ile; kişinin karakutusu olan Bilinçaltında rahatsızlığın altında yatan gerçek nedeni bulup, ‘sivrisinekleri öldürerek değil, bataklığı kurutarak’ tedavi gerçekleştirilir. Şayet kişinin bilinçaltında bataklık- yani olumsuz kayıtlar sürekli oradaysa, kişiye sürekli sorun çıkartmaya devam edecektir.
Bu durumu bilgisayara format atmaya benzetebiliriz. Nasıl ki virüslü bir bilgisayara format atıp virüslerden temizlemek gerekiyorsa, Bilinçaltına da Hipnoz ile format atmak ve virüsleri temizleyip bataklığı kurutmak gerekir.